Erje Ayden / Roman / Doğan Kitapçılık
Ayrılık Acısı, Erje Ayden’in en güzel romanlarından biridir. Erje’nin diğer kitapları, gerçek anlamda hızlı yazılmıştır ve hızlı okunur. Yazma hızı. Ayrılık Acısı’nın ilk yayımlanışından hemen hemen yirmi yıl sonra, böyle bir hızın artık nerdeyse tarihsel, hatta belki de nostaljik bir değeri var. Öyle bir zamandı ki o zaman, hız henüz teknolojik kötü niyetin dehşet verici yan ürünlerinden biri değildi. Hız, insani ölçüde, eğlenceliydi. Ayrılık Acısı tesadüfen büyük eserlerin dışında, gerçekten yazı yoluyla iletişim kurulabilecek çok fazla şey olduğu bir zamanda, çok yoğun ve keyifli bir şekilde canlı olan bir insanın manik ritminde yazılmıştır.
Ayrılık Acısı’nın kahramanı Carl Halman gibi, Erje Ayden de gerçek bir casustu. Türkiye’de doğan Erje Ayden, 1950′li yılları, “belirli bir Avrupa ülkesinin casusluk örgütünün mensubu olarak” Paris’te geçirdi. Ayden’in biyografisi, yayımlanmış sekiz kadar kitabının her birinde biraz değişikliğe uğrar. Konuştuğum herkes “Erje Ayden Efsanesi” (kitaplarından birisinin adı) üzerine farklı bir yorum getirdi. Kanserden çökmüştü ya da hapishanedeydi veya doğu Hampton’da inzivaya çekilmişti. “Farkındaydım” dedi ilk buluştuğumuzda, “aylardır beni arıyordunuz.” Ayrılık Acısı’ndaki Carl gibi, belki Erje de biz “normaller” arasında sıkışıp kaldığı zamanlarda, formunu muhafaza etmek için casus oyunları oynuyordu. 1960′ta Ayden hayatını değiştirmeye ve tamamen farklı bir şey yapmaya karar verdi. New York’a taşındı ve yazar oldu. Ayrılık Acısı’nı okumak -bütün hızlı yazılmış romanlarda olduğu gibi- güç vericidir, çünkü okurken, insan onu kendisi yaratıyormuş hissine kapılır. Frank O’hara’nın şiirlerinde ya da Seymour Krim’in gazete yazılarında da aynı aldatıcı rahatlık vardır; yazar kaygan, ancak yine de anlaşılabilir bir dünyanın merkezinde bir dengeleme işlevi görür.
